Bülent SabırlıGüzele, güzelliğe bakmak sevap… O yüzden sözü önce güzellerden tutmak gerek.
Maçtan saatler evvel ben de yaşanacak güzellikleri görmek, ucundan kıyısından sevabından kapmak, en çok da Ankaralı dostlarla, ağabeylerle, kardeşlerle bir merhaba edebilmek için parkın yolunu tuttum. İkindi saatlerinden itibaren stadyumun çevresinde, parkın içinde yeşil ve beyaz, sarı ve lacivertle harmanlanmaya başlamıştı bile. Sanki Yeşil Bursa’mızın içine sarı ve lacivert çiçekler serpiştirilmiş gibiydi kardeşlerce. Hele bir de o sarı ve laciverdi tanıdık ve gülen yüzlerde görünce… “Bu iki renk başka formalarda öylesine iticiyken, Ankaragücü arması altında nasıl da güzel görünüyor” diye geçti içimden.
Parkın içi ta maç saatine kadar öbekleşip hoşbeş eden, selamlaşan, gülen yeşil beyazlı, sarı lacivertli yüzlerle doluydu. Tıpkı bizimkiler gibi…
Stadyumun içindeyse bildik güzellikler vardı yine. Stadın her bir köşesinde yeşili beyazı, sarıyı laciverdi bir arada görebilmek mümkündü. Teksas “Gururluydu, Güçlüydü, Ankaragüçlüydü.” Kardeşler “Bursaspor Bursaspor oley, oley” diye hop oturup hop kalkıyordu.
Yıllar yılı biriken birçok anının, paylaşımın ve emeğin eseri bu eşsiz dostluğu oluşturan, büyüten ve sürdüren herkesin yüreklerinin güzelliğiydi Bursa’nın üzerine yansıyan. Bir de bu kardeşliğin baş aktörünün… O her iki tribünün yazılı dilinde, pankartlarında bizlerle birlikteydi Cumartesi günü: “Yiğidim, Aslanım Burada Yatıyor” diyordu tribünler sessiz haykırışlarıyla.
Sahanın içindeyse geneli tatsız bir mücadele vardı. Özellikle ilk on beş dakikada seri ve isabetli paslaşmalarla Bursa kalesine yüklenen bir Ankaragücü vardı. Maç öncesinde Ankaralı dostların dilinden takımlarının yetersiz olduğuna dair öyle çok söz duymuştuk ki, Vassel’le, Sosibo’yla ve özellikle de Ceyhun’la yüklenen Ankaragücü beni epey şaşırttı. Ama dakikalar ilerledikçe, özellikle de Sosibo ve Ceyhun anlam veremediğim şekilde oyundan alınınca, Ankaragüçlü dostların takımları hakkındaki izlenimlerine hak vermek durumunda kaldım. Fakat yine de sarı lacivertlilerin geçen sezonun sonlarında Bursa’da seyrettiğimiz takımdan çok daha iyi ışıklar verdiğini söyleyebiliriz.
Bize gelince… Henüz rot balans tamam değil gibi. Sezon başı olması sebebiyle normal karşılanabilir bu hal içinde bizi geçtiğimiz yıla göre daha büyük hayaller kurmaya iten, Sercan’ın, dün pek ortalıkta gözükmese de Volkan’ın büyüyen futbol boyları, Ergiç’in, Batalla’nın daha sahaya indikleri ilk dakikalarda kalitelerini belli eden kumaşları ve oldukça alternatifli görünen kadro. Hele bir de Kirita dönerse…
Başta onca güzellik saydım. Günün bir de gölgesi vardı maalesef. O gölge de kapalı kale arkasının sağına doğru vurmuştu. Hedef, amaç, aralarındaki sorun ne olursa olsun; bunu milyonların gözünün içine sokmak, orada kendine Bursasporluyum diyen hiç kimseye yakışmadı. Geriye kalan tüm tribünlerin bir olup bu ayıbı örtmesi ise bir nebze olsun içimizi ferahlattı.
Maç bitti, gidiyoruz derken, yüzümüz giderayak bir kez daha güldü. Takımları gol yediğinde bile golü atan kardeşlerini alkışlayacak kadar yüce gönüllü olan Ankaragüçlüler, Bursaspor'u tribünlerine çağırarak hep bir ağızdan haykırdılar “Güzeller içinden bir seni sevdim…” diye. Evet, biz de güzeller içinden bir onu sevmiştik. Bir de sizi…
Yolunuz açık, 100. yılınız kutlu olsun Ankaragüçlü kardeşlerimiz. 100’ünüz gülsün ki bizim de yüzümüz gülsün!
Skor mu? Bunca güzellik içinde onun ne hükmü var ki? Yenen de BİZİZ nasıl olsa, yenilen de BİZ!
Bülent SABIRLI |