Bülent SabırlıBursaspor’a gönül verişimizin temel sebeplerinden biri içimizdeki Bursa tutkusu ve dolayısıyla onun bir değeri olarak gördüğümüz Bursaspor’a sahip çıkma arzusuysa, bir diğeri de İstanbul takımlarına dayalı düzene isyan ruhudur kuşkusuz. Onlara türlü ayrıcalıklar tanınmasına, her fırsatta kayırılmalarına, pastanın en büyük ve en leziz dilimlerinin hep beyzadelere ayrılmasına karşı duruştur. İlk tüzüğünde İstanbul’un üç takımına tüm gelirlerin %60’ının pay edilmesi gibi bir zihniyetle daha baştan sakat doğan bir ligin, bu üç takımdan birine sevdalı ve burnu Kaf Dağı’nda öz evlatlarının, kendileri haricindeki takımları peşinen “küçük” görüşünü kabullenmemektedir. Bu zihniyeti yıkabilme tutkusu, azmidir. Kendi büyüğünü “inadına” savunabilmektir.
Bursaspor yılları yılı saha sonuçlarıyla sevenlerine bu büyüklenenlerin karşısına dikilme şansı vermese de, Bursasporlular isyan ruhunu hiçbir zaman kaybetmedi ve içindeki azmi her fırsatta haykırdı:
“Her türlü Bizans oyununa rağmen İstanbul hegemonyasına son vereceğiz.”
Anadolu takımlarının makûs talihini yenip bir devrim yapma şansı sadece Trabzonspor’a nasip oldu bugüne dek. Hiç şüphe yok ki çok büyük başarıydı yaptıkları. Futbolun henüz endüstrileşmediği yıllarda olmasına rağmen… O yıllarda Anadolu’nun birçok şehrinden Trabzon maçlarına, özellikle de İstanbullularla oynadıkları maçlara, desteğe gidildiği anlatılır yaşı erenlerce. Ama sonra… Sonra Trabzon da o düzenin çarkının dişlilerinden olup çıkıverdi. O da bana, bize büyüklendi. Kendi kendine bir “Anadolu’nun ağabeyi” payesi biçiverdi. Bizden “küçük” kardeş edaları bekledi. Ve böylece devrimin bir ayağı topal kaldı.
Trabzon benzeri bir başarıyı yakalayıp şampiyon olabilmek, her şeyin para olduğu günümüzde çok daha zor. Zaten Trabzon’un da son şampiyonluğunu 25 yıl önce görmesinin temelinde İstanbul takımlarıyla aralarındaki/aramızdaki gelir farkının günden güne açılması yatıyor. Ama yine de bir ışık var bugünlerde. Hiç kaybetmediğimiz umudumuza tutulan bir ışık…
Ben bir gün bu hegemonyayı yıkacağımıza canıyürekten inanıyorum. Hatta belki de çok yakın bir zamanda. Fakat o gün geldiğinde futbol devriminin bir kez daha topal kalmaması için çok hassas davranmamız gereken bir nokta var: Misyonumuzu unutmamak! Kibir tuzağına düşmemek…
Bu hatayı 2. ligden çıkarken “Alkışlayın …ler Bursa şampiyon” diye bağırarak yaptık. Şimdilerde de biraz gün yüzü görünce, son İBB maçında olduğu gibi, cılız da olsa aynı sesler yükselmeye başladı. “Aman ha!” diyorum, “Aman ha biraz dikkat!”
Biz adaletsiz futbol düzeninin ve onun yarattığı “büyük” takım zihniyetinin karşısındaysak, bir futbol devrimi gerçekleştirmek istiyorsak “Aman ha, dikkat!”
O büyük gün geldiğinde karşımızda birçok düşman değil de peşimizde koca bir Anadolu görmek istiyorsak söylenen sözlere, takınılan tavırlara dikkat!
Unutmayalım; kibir bele bağlanan taş gibidir, onunla ne yüzülür, ne de uçulur. |