Ana Sayfa | Üyelik | RSS   Son Güncelleme :  4 saat önce  
Forum |  Tarihçe |  Media |  Radyo |  Başkanlar |  Yeşil Beyaz Sohbetler |  Tam Saha Pres |  Portreler |  YSBÖYazarlar |  Teksas |  Künye
Şampiyonlar Ligi tarihçesi (Özel haber)  |  Bursastore'dan özel tasarım  |  A2 tam gaz!  |  Turgay, Stepanov ve Svensson'da katıldı!  |  Bursasporlular ekran başına!  |  
 
  Ana Sayfam yap - Sık kullanılanlara ekle - Yeni Haber geldiğinde beni mail ile uyar    

Sadettin KARAÇAM
Yükselen Çıtayı Yukarıda Tutmak İçin-1
Devrim Çetin
Geleceği mi kurtaracağız, günü mü?
Murat Tamzok
SIRADAKİ LÜTFEN !
Enbiya Topal
Tesadüf
İsmail Akkanat
Yola Devam
Yetkin Önürmen
YOLA ÇIKTIK GİDİYORUZ
Bülent Sabırlı
İşte Şimdi Büyüksün Kupa!
Fatih Öğreten
Susarsan Kazanırsın
Akın Alan
İçi Doldurulamayan Kavram:Kurumsallaşma

YEŞİLE SEVDALI BEYAZ ÖYKÜLER

 


 
fotoğraf
11.12.2009

 deneme test
5 fotoğraf
03.01.2009

 
 
Hırçın dalgalar ve BURSANKARA
25.04.2009

            Yılların, zamanın aşındıran, sabırla törpüleyerek yok eden ve unutturan bir etkisi var. Tıpkı kocaman kocaman kayalara vuran hırçın dalgalar gibi. Eninde sonunda su, bir kayaya ne eder dersiniz ilk bakışta; ama o sabırla vurur, vurur, vurur… Sonra bir bakmışsınız, kayanın bir parçasını koparıvermiş. Ufalamış, sularına katıp götürmüş. Yeni parçaların peşine düşmüş. Yılmamış… Yılmaz da… Ta ki bütün kayayı silip götürene dek…  
            Zaman denenbu sabırlı düşmana direnebilen bir tek insan. O da duygularıyla, aklıyla, her daim taptaze yaşatabildiği anılarıyla…
            Şu fotoğrafa dikkatlice bakın şimdi. Fotoğraftaki sarı-lacivertli adam, yeşil-beyazlara bürünmüş pırıl pırıl iki çocuğa sarıldığı bu pozu Bursaspor-Ankaragücü maçından evvel verdi. Maç için geldiği Bursa’da, “kardeşim” dediği Bursasporluları ziyaretinde. İki taptaze yürek de daha gözlerinin çapağını silmeden babalarının elinden tutup Ankaragüçlüleri görmek için düşmüştü yollara.
            Bu pozun bir hikâyesi de var. Fotoğraftaki adam, kendilerini ağırlamaya gelen iki sevimli çocuğa yanaklarını bir güzel öptükten sonra “Hangi takımı tutuyorsunuz?” diye sormuştu.
            İkisi de keyifle cevapladılar:
            “Bursaspor!”
            “Başka?”
            “Ankaragücü!”
            “Helal size,” dedi adam, “helal size!”
            Bu sırada çocukların gözü duvarlara asılı Bursaspor atkılarına takılmıştı. Önce gözleri parladı sevinçle, ne de olsa gönül verdikleri renklerdeydi atkılar. Sonra bir an için kaşlarını çatıp sordular:
            “Ee, burada Ankaragücü atkısı niye yok?”
            Öyle benimsemişler ki ikisini bir arada. Minicik yürekleriyle öylesine sahiplenmişler ki kardeşliği, iki atkıyı birbirinden ayrı düşünememişlerdi. Orada bulunan herkes gibi adamın da gönlü kabardı haliyle. Adam ayağa kalktı, önce kendisiyle birlikte gelen renktaşlarına seslendi:
            “Hemen bir atkı verin!”
            Sonra da çocukların yanına geçip “Benim bir fotoğrafımı çekin bakayım şu minik timsahlarla!” dedi. İşte bu fotoğraf o sırada çekilmiş, Ankaragücü atkısı da yeşil-beyazlıların yanındaki doğal yerini alıvermişti.
            “Kim bu adam ve çocuklar?” diye soracaksınız şimdi. Adam Ankaragücü tribünlerinin Volkan ağabeyi, Volkan Reis’i. Aynı zamanda da şehidimiz Abdülkerim Bayraktar’ın Ankara günlerindeki en yakın dostu, kanı, canı, kardeşi. Bugünlere kadar taşınan kardeşliğin Ankaralı mimarlarının en başta geleni...
            Ya çocuklar? Çocuklar da Eren ve Alperen. Gürkan ve Levent’in çocukları. Mazinin meşhur Teksas Şadırvan’ının en başta gelen isimlerinden olan Gürkan ve Levent’in. Yine hepimizin Abdül ağabeyinin Bursalı en yakın dostları Gürkan ve Levent’in. Kardeşliğin Bursalı mimarlarının…
            O sabırlı düşman zaman, ne kadar uğraşırsa uğraşsın, böylesi güçlü bağları yok edemiyor işte. Babalarının sözlerinden dinledikleri, anlatırken dolan gözlerinin yaşlarından manasını öğrendikleri kardeşliği sahiplenen küçücük yüreklerle, Volkan ağabeyin bir dolu yaşanmışlıkla kalbine mühürlediği sevgi arasından kurulan bağı ne yapsa yok edemiyor zaman.
            Sonra maç saati yaklaşıyor; üçü, çocukların babaları ve bir dolu dostları stadyuma doğru yollanıyorlar hep birlikte. Yürüdükçe kervana sağdan soldan birçok kişi ekleniyor. Yeşilli beyazlı, sarılı lacivertli. Kimileri şehitliği ziyaret etmiş yürüyor; kimileri Ankaralı misafirlerini ağırlamış, afiyetli bir yemek yemiş, çaylarını içmiş yürüyor; kimileri parkın çimenlerine yayılıp başlattıkları sohbeti stadyum yoluna da taşıyarak yürüyor. Ve Bursa’da zaman, bir karnaval yeri gibi keyifli, maç saatine yürüyor.       
            Bursa ve Ankara dışında başka coğrafyaların insanlarına bahşedilmemiş bu güzelliğe, art niyetli dalgalar vuruyor şimdilerde. Ondan bir parça koparmak, onu parçalamak, aşındırmak, ufalamak, yok etmek isteyen dalgalar. Eldeki güzelliği ve onun gücünü belleyememiş dalgalar bunlar. Bizde gözünü başarının ışığı bürümüş, kardeşlerde acıyla gözleri kararmış. Ama elbet o gözler o ışığa alışacak, elbet yüreklerde acılar dinecek. O zaman bakacaklar ki sürekli vurdukları kardeşlik aşınmamış, sapasağlam. Kayadan sağlam. Çünkü o kardeşlik yıllara yenilmemiş; Volkan amcalarının, babalarının gözlerinden, sözlerinden Eren ve Alperen’in yüreklerine akmış. Dağ gibi büyümüş. Bir bakmışlar ki kendileri biçare fesat kuşlar, bu dağa konmuşlar. Sonra uçup gitmişler. Bir bakmışlar ki dağda ne bir eksiklik, ne de bir fazlalık…    

 
DİĞER YSBÖ YAZILARI
Küllerinden doğmak
Hırçın dalgalar ve BURSANKARA
Furkan ve çiçeğin dillendirdikleri
Düğün günü... Hüzün günü...
Ah be çocuk!